Düş Gezegeni
Anasayfa
Forum
Doğa
Geziler
Bisiklet
Motosiklet
Kampçılık
Havacılık
Fotoğraf
Galeri
Makaleler
7 Ağaç Projesi
Herbirimiz günlük yaşamımızda
tükettiğimiz kağıt, kalem, mobilya, yakacak gibi çeşitli gereksinimlerimiz
için yılda ortalama 7 ağacın kesilmesine neden oluyoruz. Bir başka deyişle,
her yıl doğaya 7 Ağaç borçlanıyoruz
10 Milyar Meşe
Proje çerçevesinde herhangi
bir ücret ödemeksizin adınıza 20 sms reklam gönderilmesine izin verdiğiniz
takdirde, adınıza 9 meşe tohumu toprakla buluşturulacaktır.
Sıfır Yok Oluş
CNN Türk tarafından kamuoyuna
duyurulan 'Türkiye’nin Doğa Fonu' kapsamında 'Sıfır Yok Oluş' hedefine
ulaşabilmek için 10 projenin acilen uygulanması gerekmektedir.
Hasankeyf
Hasankeyf'i, şu kadar kilovat
saat enerji için sular altına gömen bir ülkenin geleceğini, elde edeceği
elektrik aydınlatamaz.
Dünyaya Zarar Vermeden Yaşamak
İklim değişimi tartışmalarına kulak
verirken, "Peki ama ben ne yapabilirim" diye düşündünüz mü hiç?
Haberimiz, bu soruyu sorup da harekete geçmiş bir köyün öyküsü.
| |
Herşey Güzel Bir Dünya İçin
Kaçkar'a Dalmak
Kaçkarlar'ın Büyük Deniz Gölü'nde metrelerce kalınlıktaki
buzun altında kaybolma tehlikesi de atlatan Atlas ekibi 16 metre
derinliğe indi.
Kaçkar'a Dalmak
Rakım: 3 bin 368 metre.
Su sıcaklığı: 1 santigrat derece.
Dalgıçların korkuları:
1) Regülatörleri donacak mı?
(Donarsa yüzeye çıkma şansları kalmayacak.)
2) Soğuğa ne kadar dayanabilecekler?
YAZI VE FOTOĞRAFLAR: ALİ ETHEM KESKİN
Üç bin metrenin üzerinde, Büyük Deniz Gölü'nde suya girdiğimizde saat
16:15'ti. Termometreme baktım, suyun sıcaklığını bir santigrat derece gösteriyordu.
Sualtına indiğimizde regülatörlerimizin donmasından korkuyordum. Çünkü böyle
bir durumda yüzeye çıkmamız için çok şansımız olmazdı.
Suya nereden gireceğimizi belirlemek için etrafa baktık. Buraya gelmeden önce
suyun çok berrak olacağını düşünmüştüm. Yanılmışım. Dağlardan inen kar suları
ve rüzgâr, göle kuru yaprak ve toprak getirmişti. Bunlar gölün üstündeki buzların
arasına yerleşmişti. Buzlar eridikçe suya karışıyor ve suyu bulandırıyorlardı.
Ayrıca yazları buzların erimesiyle göl suyunda oluşan alg adı verilen mikrobiyolojik
canlılar da görüşü kısıtlıyordu.

Etkinliğin beşinci günü hava sıcaklığının artmasıyla buz
kütleleri birbirinden ayrıldı ve gölde açıklıklar oluştu. Aynı gün ekiptekiler
16 metreye daldılar. Yaklaşık 40 dakika süren bu son dalışın ardından da dinlenmek
için su yüzeyine çıktılar. Buzlarla kaplı ve sadece bir santigrat derecedeki
dondurucu suda dinlenirken güneş üstlerinde parlıyordu.
Ekip arkadaşım Burak'a yaklaşıp elimle ona bağlı kılavuz ipini kontrol
ettim. Dalış sırasında buzların altında kaybolmamamız için tıpkı mağara dalışlarındaki
gibi kıyıya bir kılavuz ipiyle bağlıydık. Her şeyin hazır olduğunu anladıktan
sonra yavaşça dalışa geçtik. Suyun altına inerken üstümüzdeki güneşli gökyüzü
kayboluyordu. Gölün yüzeyindeki buzlar ışınları engelliyordu. Artık her yer karanlıktı.
Birbirimize çok yakın yüzüyorduk ama ben Burak ve Doruk'un sadece
ışıklarını görebiliyordum. Bu karanlık ve dondurucu suda üçümüzün de aklına aynı
soru takılmıştı: Soğuğa ne kadar dayanacağız?
Kısa bir süre buzların altında kıyıyı takip ettik. Sonra birden ışıklardan birinin
bana yaklaştığını gördüm. Burak'tı; bana ellerinin çok üşüdüğünü işaretlerle
anlatıyordu. Geri dönmek zorundaydık.
Suüstüne çıkınca kolumdaki dalış bilgisayarıma baktım. Her şey sadece 10 dakika
sürmüştü. Uzun yıllardır beklediğim buz altı dalışını sonunda gerçekleştirmiştik.
Kısa sürmüştü ama ilk gün için bu yeterliydi.
Kaçkar Dağları'nın 3 bin 368 metre yüksekliğindeki Büyük Deniz Gölü'nün
varlığından 1997 yılında Boğaziçi Üniversitesi'nin yaptığı çalışmalarla haberdar
olmuştum. Gölün fotoğrafları çok etkileyiciydi, özellikle de göldeki buz tabakalarının
parçalanmaya başladığı zaman çekilmiş olanlar... Derinden yüzeye bakıldığında
bu çatlakların nasıl göründüğünü merak ettim.

Yaz aylarında Büyük Deniz Gölü, "alg" adı verilen
mikrobiyolojik canlılarla kaplanıyor. Alglerin sayısının artması göl suyunun
bulanmasına neden oluyor. Ekibin ilk günlerde yaptığı sığ dalışlarda sudaki görüş
mesafesi birkaç metreydi . Fakat beşinci gün dalgıçlar, ilk defa 10 metre derinliğe
indiler. Burada onları bir sürpriz bekliyordu: Sisi andıran bulanık tabaka üstlerinde
kalarak görüş mesafesi 50 metreye kadar çıktı.

Göle dışarıdan bakıldığında koyu mavi lekeler göze çarpıyor.
Buzulun buralardan incelip kırıldığı izlenimi veriyordu. Oysa ekibin dalışları
sonunda gölün üzerindeki bu lekelerin sadece buz tabakasının yüzeyinde oluşan
su birikintileri olduğu ortaya çıktı.
Bana gereken tüm ön bilgileri Boğaziçi Üniversitesi'nin göldeki yüksek irtifa
dalış çalışmalarını yürüten Yard. Doç. Dr. Murat Egi'den aldım. Ancak
bu gölde çalışmak hiç de kolay değildi. Göl suyunun aşırı soğukluğu dalgıçlarda
ısı kaybına ve dalış malzemelerinin donmasına neden oluyordu. Bu zorluğu aşmak
için içlerine su almayan kuru dalış elbiseleri ve diyafram tipi regülatör gibi
özel malzemeler kullanmak gerekiyordu.
Bir başka sorun da yüksek irtifada azalan hava basıncıydı. Deniz seviyesinde
bir atmosfer olan basınç, bulunduğumuz yükseklikte 0.68 atmosfere düşmüştü. Elbiselerimiz "neopren" denen
bir malzemeden yapılmıştı. Neoprenin içinde milyonlarca hava kabarcığı vardır.
Bu kabarcıkların dış ortamla bir bağlantısı olmadığından içlerindeki hava bir
atmosfer basınçta sabittir. Yükseklere çıktığımızda ortamın hava basıncı düşerken,
kabarcıklardaki hava bu basınca üstün gelir ve kabarcıklar genleşir. Böylece
elbisenin sudaki kaldırma kuvveti artar. Bu da dalgıcın sualtında yüzerliğini
sağlamasını güçleştirir. Dalgıç yanına daha fazla ağırlık almak zorunda kalır.
Ayrıca artan irtifa ile azalan oksijen de dalgıçların kolay yorulmasına neden
olur. Kısacası, Büyük Deniz Gölü'nde şartlar bizden yana değildi.
Başka projelerimle çatışması nedeniyle 1997 ve 2002 yıllarında Boğaziçi Üniversitesi'nin Büyük
Deniz Gölü'nde yaptığı çalışmalara katılamamamıştım. Bu şansı yitirdiğimden
kendi ekibimi kurmak, tüm malzemeleri temin etmek ve kendi planımı yapmak zorundaydım.
Yıllarca tutulan istatistiklerden buzların erime döneminin 17-25 Temmuz tarihleri
arasına rastladığını öğrenmiştim. 2004 Temmuz başından itibaren Kaçkarlar'a
tırmanan gruplardan gölün durumu hakkında bilgi alıyordum.
Temmuz 2005'e gelindiğinde bir defa daha hazırdık; malzemeler, ekip, ilkyardım
yönetmeliğimiz ve olağanüstü durum planı, her şey...
İçimizden birinin yükseklik hastalığına yakalanmasından korkuyorduk. Bu riski
azaltmak için tırmanıştan birkaç gün öncesinde 2 bin metrenin üzerinde Ardahan ve Artvin'de
kurduğumuz kamplarda konakladık.
Dağcılardan aldığımız bilgiler ışığında artık buzların erimeye başlayacağı günü
belirlemiştik. Bu tarih 20 Temmuz'du. Artvin'in Yusufeli ilçe merkezi
üzerinden 20 Temmuz 2005 akşamı yakınlardaki Olgunlar köyüne vardık. Ertesi sabah
malzemelerimizi göle taşıyacak katırcılarla buluştuk. O sabah altı katırdan oluşan
bir kervanımız oldu. Her bir katır 50 kilogram kadar yükümüzü taşıyordu. Katırlar
önde, yedi kişilik ekibimiz arkada yürümeye başladık. Fakat katırlara oranla
daha yavaş ilerlediğimiz için onlar bir süre sonra arayı açtılar. Üç buçuk saatlik
bir yürüyüş sonunda Dilberdüzü mevkisine vardık. Ortalıkta katırlar yoktu.

Büyük Deniz Gölü yılın on ayı buzlarla örtülü. Erime
ancak temmuzun son haftasında başlıyor. Fakat bu dönemde bile gölün üzeri iki
santimetrelik buz tabakasıyla kaplanıyor. Suyun altından bakıldığında bir camı
andıran bu tabaka öğle saatlerine doğru eriyip yok oluyor.
Yürüyüşün beşinci saatinde katırcıların yanına vardık. Bizi bir buçuk saattir
bekliyorlardı. Bulunduğumuz yükseklik 3 bin metreydi ve göle dokuz yüz metre
kalmıştı. Bu son metreler yolun en dik ve zorlu bölümüydü. Katırcılar bize hayvanların
daha fazla tırmanamayacağını söylediler. Yapacak bir şey yoktu, her birimiz sırtımıza
yük vurup üç yüz kilogramdan fazla gelen malzemeyi gölün kıyısına taşıdık. Ekipteki
her kişi yedi tur yaptı. Oksijenin az olduğu bir ortamda bu oldukça zor ve yorucuydu.
Gölün kıyısındaki kampımıza ancak ertesi gün, yani 22 Temmuz'un öğlen saatlerinde
yerleşebildik.
İlk dalışın hazırlıklarına kampı kurduktan sonra başladık. En ufak bir harekette
oksijen azlığından soluk soluğa kalıyorduk. Deniz seviyesinde on beş dakika gibi
kısa bir sürede dalışa hazırlanmamıza rağmen 3 bin 368 metrede bu iş bir saatimizi
aldı.
Sadece 10 dakika süren ilk dalış sayesinde ortam hakkında bilgi sahibi olmuş,
soğukla ve buzların altındaki karanlıkla baş edebileceğimizi görmüştük.
Ertesi günkü dalışta Burak Karacık'ın video çekmesini planlamıştık. Ben
de fotoğraf çekecektim. Rahat olabilmemiz için de kara ile bağlantımızı sağlayacak
kılavuz hattını çekmemeye karar verdik. Bunun için gerekli elemgeyi yanımıza
dahi almadık.

Tatlı su ekosistemlerinde olduğu gibi Büyük Deniz Gölü'nde
de buzlar güneş almayan soğuk derinliklerde oluşuyor, sonrada yüzeye çıkıp büyük
kütlelere dönüşüyor. Bu kütleler kış aylarında kalınlaşarak tüm yüzeyi kaplıyor
ve gölün dışarıyla ilişkisini kesebiliyorlar. Atlas ekibinin dalış yaptığı
temmuz ayında bile yüzeydeki buz kütlesinin kalınlığı yer yer beş metreyi buluyordu.
Dışarıdan göle baktığımızda buzun üzerinde çok sayıda çatlak ve delik görünüyordu.
Herhangi bir durumda bu açıklıkların birinden yüzeye çıkacaktık. Sonra yüzeyde
yönümüzü tayin edip karaya rahatça ulaşacaktık.
Dalışa geçip buzun altına girince yeniden heyecanlandığımı hissettim. Daha önce
beş metre kalınlığında yarı saydam bir kitlenin altında hiç dalmamıştım. O kadar
mağara dalışı yapmama rağmen bu çok farklı bir tecrübeydi.
Zamanımız az olduğundan hemen fotoğraf çekmeye başladım. Buz tabakası suyun altından
çok farklı görünüyordu. Soğuğu unutmuştum. Sürekli fotoğraf çekiyordum. Sonra
bir an durup etrafıma baktım. Nerede olduğumu, dalışa girdiğimiz yerin ne yönde
kaldığını anlayamaya çalıştım. Her yer birbirine benziyordu. Görüş mesafesi çok
azdı. Yön duygumu kaybetmiştim ve suya ne taraftan girdiğimi anlayamıyordum.
Aynı sorunu Burak'ın da yaşadığı belliydi; o da etrafına bakıyordu. Hemen yanına
gittim. Önceden planladığımız gibi yüzeye çıkmak için dalışa girerken gördüğümüz
çatlaklardan birine doğru ilerledik. Fakat çatlağa yaklaştığımızda bizi acı bir
şey bekliyordu. Yüzeyde çatlak gibi görünen koyuluklar sadece buzun üzerinde
oluşmuş su birikintileriydi. Aşağıda ise buz tekparça duruyordu, hem de metrelerce
kalınlıkta. Yüzeye çıkış yoktu.
Burak'la birbirimize baktık. İkimizin de gözlerinde aynı çaresizlik vardı. Buzun
altında kaybolmuştuk. O an kılavuz hattını çekmediğimize pişman oldum. Korkmaya
başladığımdan nefes alıp verişlerim artmıştı. Bu fazla hava tüketmeme sebep olacağından
kendimi sakinleştirmem gerekiyordu. Gözlerimi kapattım ve nefesimi düzenli temposuna
çektim.
Doruk Dündar ve Burak Karacık ilk dalış öncesinde
kuru dalış elbiselerini giyerken birbirlerine yardım ettiler. Su sıcaklığının
donma derecesine yaklaştığı gölde dalgıçlar kuru elbise denen ve içlerine su
almayan dalış elbiselerini kullandılar. Böylece vücutlarının suyla temasını engelleyerek
ısı kaybını en aza indirdiler. Fakat yüksek irtifadaki oksijen azlığı nedeniyle
normalde 15 dakika sürmesi gereken bu hazırlık yaklaşık bir saatlerini aldı.
Çünkü oksijensiz kalan bedenleri hemen yoruluyordu.
Kısa bir süre düşünüp su yüzeyine çıkmak için bir yol bulmaya çalıştım. Dalıştan
önce buzdaki çatlakların büyük kısmının kampımızın bulunduğu kıyıya paralel uzandığına
dikkat etmiştim. Eğer bu çatlaklara dik açıda yüzersek ya kıyıya ulaşacaktık
ya da iki yüz metre genişliğindeki gölün iyice ortasına doğru ilerlemiş olacaktık.
Gölün ortasına doğru gidersek kıyıya dönmemiz zorlaşacaktı. Ama bir seçim yapmalıydık.
Kısa bir yüzüşün ardından ilerideki buzların kenarından gün ışığı sızdığını gördüm.
Şanslıydık. Doğru yönde ilerlemiştik. Sudan çıkmadık ve Burak'la kıyıya yakın
kalıp ellerimiz iyice üşüyene kadar dalışı sürdürdük.
Dalışlarda soğuk suya sadece psikolojik olarak direnebiliyorduk. Yoksa bedenimizin
üşümemesi olanaksızdı. Her nefes alışımızda soğuk hava ciğerlerimizi adeta yakıyordu.
Göldeki buzlar gün içinde havanın ısınmasıyla eriyordu. Ama her sabah uyandığımızda
gölün yüzeyini yaklaşık iki santimetrelik ince bir buz tabakasıyla kaplı buluyorduk.
Öğlen olunca bu tabaka yeniden çözülmeye başlıyordu, ta ki güneş batana kadar.
Son dalışımızı 24 Temmuz 2005 günü yaptık. Amacımız gölün yüzeyini kaplayan ince
buz tabakasının dipten nasıl görüldüğünü incelemekti. Bu dalış için Rize'de sanayi
dalgıçlığı yapan Rıza Birkan ekibimize katıldı ve ekiptekilerin sayısı sekize
çıktı. Onun gelmesiyle yüksek irtifa dalışları için oldukça fazla sayılan 16
metre derinliğe inmeye karar verdik.
Burak, Rıza ve ben dalışa geçer geçmez önce birbirimizi kaybetmemek
için yakın yüzdük. Su, 10 metrenin altına indiğimizde bir anda berraklaştı. Görüş
mesafesi 50 metrenin üzerine çıktı. Bu gölde ilk defa bu kadar iyi görüşe rastlamıştık.
Görüntü muhteşemdi. Koyu renkli kocaman kayalar ve aralarını dolduran bej rengi
balçık dokusu adeta Akdeniz'in derinlerini hatırlatıyordu. Tek eksik vardı:
Denizlerdeki yaşam.
Yaklaşık bir santigrat derece sıcaklıktaki suda balık yumurtaları gelişemiyordu.
Birçok kişinin sandığı gibi yüksek irtifadaki Büyük Deniz Gölü bir krater
değil, buzul gölüdür. Buzul göllerinin genişliği ile derinliği arasında bir oran
bulunuyordu. Boğaziçi Üniversitesi bu orana göre Büyük Deniz Gölü'nün
derinliğinin 60 metre olduğunu tahmin ediyordu.
Gölün 10 metre derinliğinde başlayan berrak su tabakası 35 metreye kadar devam
ediyordu. Bu derinliğe Boğaziçi Üniversitesi'nin dalgıçları inmiş ve bize
35 metrenin altında suyun yeniden bulandığını söylemişlerdi.
Deniz seviyesinde yapılan dalışlar 18 metre derinliğe kadar büyük tehlike oluşturmazlar.
Hatta ilk dalış sertifikalarını alan acemi dalgıçların bile bu derinliğe inmelerine
izin verilir.
Yüksek irtifa dalışlarında ise 15 metreyi geçmek bile büyük bir tehlike taşıyor.
Dalgıcın kanında normalde sıvı halde bulunan azot, dalış sırasında gaz haline
dönüşerek damarlarda hava kabarcığı olarak gezmeye başlar.
Bu dönüşümü tetikleyen hem derinliğin artması, hem de o derinlikte harcanan zamandır.
Azot gazını dalıştan çıkmadan önce yeniden sıvı haline getirmezseniz, kabarcık
damarlarınızı tıkar. Buna vurgun denir. Yüksek irtifada dış ortamın hava basıncı
daha da az olduğundan hava kabarcığı daha kolay oluşur. Bu nedenle derinlere
inmek bu riski arttırmak demektir.
Son dalışımızda kısa bir süre 16 metrede kaldıktan sonra buzların altındaki çatlaklara
yükseldik. Gölün eriyen bölümlerinde yüzen buzulların görüntülerini izleyerek
geçen dalış 40 dakika sürdü.
Yüzeye çıktığımızda çok heyecanlıydım. Yıllardır kafamda kurduğum dalışları tamamlamıştım.
Buz altında bir santigrat derecedeki suya dayanabilmek beni cesaretlendirmişti.
Buz altı dalışları konusunda kafamdaki soruların birçoğunu yanıtlamıştım. Artık
uzun süredir aklımda olan Antarktika'da penguen ve fokları fotoğraflama
projemi daha sağlıklı planlayabilirdim.
Kaynak : www.kesfetmekicinbak.com
|
|
Öne Çıkanlar
Kitewing
Yelkenliyle Dünya Turu
Hakan Öge
Fenerler
Kutupta Türk bayrağı
Kemal Merkit BAE
Dakar Macerası
Kaçkar'a dalmak
Romaniacs
Kampçılık
Triatlon
Orienteering
Üç Nokta … Türbülans
Yamaç Paraşütü malzemeleri
|