|
Forum Doğa Geziler Bisiklet Motosiklet Kampçılık Havacılık Fotoğraf Galeri Makaleler ![]() Donald Duck Derlemeleri ![]() Dakar Macerası Sayfa : 1- 2 ![]() Yolculu Yolculuk ![]() Transorientale Rallisi |
1. Episod Bugünden başlayarak sizleri içinizdeki macera ve yeni diyarlara yelken açma duyularınızı ateşleyecek bir yazı dizisine başlıyorum. Bu dizi sanıyorum tarihin en zorlu yarışlarından biri, belkide en zoruna Dakar yarışına bakış açınızı değiştirecek, “motosiklete” ve onun açtığı ufuklara bambaşka bir ışık getirecek diye umuyorum. Benim üstümdeki etkisi hayatımı yeniden gözden geçirmeme varıncaya kadar etkili oldu. Motosikletimi daha bir sevdim, aileme, eşime bakış açımda, hayata bakış açımda bile değişiklikler yarattı bu küçük hikaye. Siz motosiklet düşkünleriyle bunu paylaşmamanın büyük haksızlık olacağını düşündüm geçenlerde ve kesin bir kararlıkla klavyenin başına geçtim... Bu bir günlük...Ya da bir öğreti, felsefe... ne derseniz artık. Tamamen kendi imkanlarıyla son Dakar yarışına katılan Kanadalı Bob Bergman bu büyük macerayı anlatıyor, kendi kaleminden. Siber uzayda karşılaştığım bu yazıyı büyük bir keyifle okudum, sonra bir daha, bir daha... Dayanamadım, kendisine bir email yazdım...yazıştık biraz ve bu Dakar tarihindeki bildiğimiz ilk özgün, “dobra”, gerçek bir derinliği olan hatıratı Türkçeye çevirmek ve internette yayınlamak istediğimi söyleyerek iznini aldım. Biliyorsunuz Tercüme ne kadar aslına sadık olsa o kadar çirkin, ne kadar güzel olsa sadakatten de bir okadar uzak oluyor. İkisinin arasını tutturabilmek de benim için ayrı bir macera oldu doğrusunu isterseniz ama bence değdi. Türkçe klavyeyle olan savaşımı katmazsak zevkle yazdım, sizlerinde zevkle okumanız dileğiyle. Reşat “DD” Arbaş Şubat 2005, New York ************************************************** ******** Adam... ![]() Bob Bergman. Aralık 1962 doğumlu... Eski pist yarışçısı ve sonra dağcı ve sportif tırmanma şampiyonu Bob enerji ve kazanma konusundaki kararlılığını yıllar önce off-road yarışlarına aktarmaya karar vermiş. Enduro yarışlarından vakit buldukça dünyayı da motosikletle dolaşıyor. 2004 te karısıyla beraber KTM LC4 larıyla Kuzey Afrikayı geziyor, 13,000km Büyük Sahrayı aşıyor, ve yine 2004 te Las Vegas-Reno arası off-road çöl yarışına katılıyor. Alttaki resimde onu Vegas – Reno yarışında görüyorsunuz. İçindeki yazıyı kendi yazmış...Dakar dan çok önce. Hazır ol Dakar ben geliyorum diyor... “Bergman Dakara karşı”... Yine ondan bir başka resim... İçideki yazı Bob a ait. “Dakar (beni) bekliyor” Ve bütün bunları Dakar a hazırlık olarak koyuyor bir köşeye... Kısa bir biyografi aktarmak istiyorum... 1982 de ilk defa motora biniyor. Önce pist yarışlarına merak salıyor, ilk sezonda 550cc de 10., 84 te 750cc de 3., sonra da 1000cc sportbike sınıfında 7. oluyor. 1986 ya kadar takvime alınmış bütün pist yarışlarına katılıyor. Daha sonra pist yarışına ilgisini kaybediyor ve kaya tırmanma ve dağcılığa merak salarak 1994 te Kanada şampiyonu oluyor. Sonra da bunu profesyonel olarak “Joe Rockhead's Climbing Gym” adıyla bir tırmanma kulübü kurarak sürdürüyor. Daha sonra 90 lı yılların sonuna doğru tekrar motosiklete ama bu kez off-road tarzına geri dönüyor. Katıldığı birkaç yarışta 2.lik 3.lük gibi derecelerle göz dolduruyor ve an son AMA (American Motorcycle Association) Ulusal şampiyonasında sezonu 9. olarak kapatıyor. Motosikletle seyahat de Bob un hayatına yakın geçmişte giriyor ve Gana, Güney Hindistan ve Afrika turları gerçekleştiriyor. Alttaki resimde Bob Bergman ı Dakar yarışına hazırlanmış, kendi evinde, yola çıkmadan önceki son gün görüyoruz.
Episod 2... Evet, en önemli diğer parça “the Bike”, motosiklet... Proje şu alttaki şaseyle başladı... ![]() Bob bu “KTM660 Rally Replica” makineyi ikinci elden satın aldı. Bu motosikletler KTM tarafından yarışlar için imal ediliyor ve fabrikaya sipariş edilerek oldukça yüksek fiyatlara yaptırılıyor. Bob makineyi “Cycle Improvement” sponsorluğunda kendi garajında tamamen elden geçiriyor ve bu zorlu yarışa hazırlıyor. ![]() 660, bu işlemler sonucu tamamen yeni baştan yapılıyor neredeyse ve bittiğinde yepyeni bir görünüş kazanıyor. ![]() Motosikletin özellikleri şöyle: GENEL: Model KTM 660 Rally Factory Replica 2003 Kategory Off-road/Enduro MOTOR Tip 654 cc, sıvı soğutmalı, tek silindir, 4 zamanlı Bore x stroke (mm) 102 mm x 80 mm Kompresyon oranı 11.5:1 Valfler OHC, 4 valfes/silindir Yakıt sistemi Keihin FCR 39 Ateşleme Kokusan DC-CDI 4K5 Güç 65 hp (48.5 kW) @ 7500 rpm Tork 69.5 Nm (512.6 ft. lbs) @ 6000 rpm AKTARMA 5 Vitesli Zincir tahrikli ŞASE Ön suspansiyon WP-USD 48 Multi Adjuster, 295 mm travel Arka WP - Monoshock, 320 mm travel TEKERLEKLER Ön 90/90-21 Arka 140/90-18 Ön Fren tek 300 mm disk 2-piston kaliper Arka Fren tek 220 mm disk 1-piston kaliper ÖLÇÜLER Boy X En 1945 mm X 980 mm Tekerlek açıklığı 1510 mm Yerden yükseklik 320 mm Yakıt kapasitesi 48 l Kuru ağırlık 162 kg ![]() Şimdi bir de kısaca haritaya bakalım, yazı ilerledikçe buraya bakmanız gerekebilir çünkü... ![]() Episod 3: 29/12/04 Barselona Scrutineering "İnceleme" Motorum ancak dün öğleden sonra ulaşabildi... Kanada dan bir hafta önce yollamış olmama rağmen, British Airways motorun bir hafta Londrada istirahate ihtiyacı olduğunu düşünmüş olmalı. Motor "Parc Ferme" (kapalı park) ye girdikten sonra yarış başlayana kadar dokunma şansım olmayacağı için incelemeye kadar olan süre içinde motoru elden geçirmem, nihai bir ayarına bakmam gerekiyordu ve 5:30 da başlayacak incelemeye kadar yaklaşık bir gün sürem kalmıştı. "İnceleme" büyük bir arenada yer alan, yarış meraklılarının da gelip yarışçılar ve yarış araçlarını, hazırlıklarını takip edebildiği başlıbaşına bir olay. GPS cihazımı teslim almak, fotografların çekilmesi, bütün dökümanlarımın bir bir kontrol edilmesi, uydu telefonunun kontrolu, acil işaret cihazının nasıl kullanıldığının öğrenilmesi için bir video izlemek, numaraların motora ve üstüme sağlamca iliştirilmesi ve nihayet motosikletin incelenmesi 3 saatten fazla sürdü. Ve nihayet saat 22:00 civarında elimde zaman kartı ve "road book"(*) umla dışarı çıkabildim. Kapalı Park ın road book uma bakarak bulmam söylenmişti...ve road book beni Barselona sokaklarında gezdirip dokların bulunduğu bir yerdeki ilk CP'ye ("Control Point" kontrol noktası) götürdü. Zaman kartımı damgalattım ve oradan şehrin merkezindeki Placa du Espana ya, kapalı parka ulaştım. Avrupada Dakar ın büyük ilgi gördüğünü hep duyardım ama şehrin ana caddesi La Ramba dan geçerken çakan flaşlardan şoke oldum. Sanki kırmızı halı üstünde Oskar ödülünü almaya gidiyormuş gibi hissettim kendimi. Ne zaman duracak olsam civarda ne kadar insan varsa yanıma koşup benimle fotograf çektiriyor, imzamı istiyordu...gördüğüm ilgi sanki selemin arkasında Madonna oturuyormuş gibiydi. Öyle anlaşılıyordu ki bütün şehir ralli meraklısıydı ve herkes sokağa dökülmüştü. Bir saati aşkın bir süre içinde zar zor kapalı parkın sükunetine ulaştım. Motoru nereye nasıl parkedeceğimi gösterdiler ve imza fotograf için bekleşen kalabalığı elimden geldiğince memnun edip, en yakın metro istasyonuna ve oradan da otelime kavuştum. Geriye yatağa tırmanıp ne olup bittiğini TV den izlemek kalıyordu. -------------------------------------------------------------------------- DD den notlar: (*)Road Book: Yarışçının takip edeceği rotayı, yoldaki çukur tümsek, su geçişi vb. tehlike ve özellikleri de gösteren rulo şeklinde el kitabı. Altta Bob un road book unu motoruna takılı görüyorsunuz. ![]() Bir başka raod book. 131.87 km de üç ünlemle ve kurukafayla gösterilen çok tehlikeli bir çukurun nasıl işaretlenmiş olduğuna dikkat edin. Bir altta da bir demiryolu geçişi ve CP2 - 2nci kontrol noktasına giriş uyarısı görülüyor. ![]() Burada da road book kutusu / mekanizması görülecek şekilde ve boş. Kronometre ve en önde gidona bağlı bir GPS cihazı görünüyor.
Episod 4: 31/12/04 Barselona-Barselona Liaison 27km (*) Özel Etap 10km (SS: Stage Spéciale)(**) Liaison 17km Dün son boş günümdü... Annem ve eşim Sharon Kanada dan ve kardeşim Amsterdam dan geldiler. Niyetleri Granada ya kadar bana eşlik edip, feribotla Afrika ya geçerken uğurlamaktı. Günümü onlarla sağı solu gezerek, son dakikada aklıma gelen bir iki işimi hallederek geçirdim. Bu arada da Kevin le karşılaştık. Kevin Heath ile Las Vegasta Nevada Rallisinde tanımış, iyi arkadaş olmuştuk. O da benim gibi sponsor desteği olmaksızın, amatör sınıfında ve benimkinin aynı bir KTM660 kullanıyor. Dolayısı ile doğal olarak iyice kaynaştık ve birbirimize o günden başlayarak hep yardımcı olacaktik. Gün sürücü toplantısıyla başladı...Kim kimdir tanıştık bunların arasında Meoni, Alfie Cox, Shlesser gibi isimlerlede tanıştım tabii. Bu arada Rauseo kardeşler, Charlie and Dave ile de tanıştım, Bu iki Amerikalı kardeş geçen yılki denemeden sonra bu yıl da katılmaya karar vermiş ve birkaç İngilizle beraber "Rally Raid UK" den sponsorluk bile almışlardı. İlk buluşmadan sonra kapalı parkın önünde dizildik ve motorumuzu almak için numaramızın okunmasını beklemeye başladık. Bir saat kadar sonra sıra bana geldi, zaman kartımı ve motorumu elime tutuşturup beni kalabalığın içine saldılar. Spesiyalin yapılacağı yere kadar bütün yollar trafiğe kapatılmış, halk yol kenarına dizilmiş tezahürat inanılmaz boyuttaydı. Spesiyal 10km den ibaretti ve Castelldefels adında, Barselona dışında küçük bir sahil kasabasında yapıllıyordu. Yarışın büyüklüğüne göre bu spesiyalin önemi neredeyse sıfırdı... Öyle ya 5500 km nin yanında 10km nin lafı mı olur. Kendime sabit bir hedef belirledim, tek amacım bizi izlemeye gelmiş yüzbin kişinin önünde düşmemek olacaktı. Çift çift çıkış almaya başladık, bana 2 çeker Yamahasıyla bir Hollandalı düştü ve bayrak işaretiyle ilk spesiyal başladı. Bizim kum ustası Hollandalı bir anda ortadan kaybolup gitti... İlk birkaçyüz metre çakıldı ve gayet rahat aşıp sahile kuma indim. Ancak ne o güne kadar, ne o günden beri böyle kum görmemiştim...Son derece kaba ve ıslak bir kum. Aynı taze dökülmüş ama yeterince su konmamış beton gibi bir şey. Bir aydır motora binemiyordum ve burası pasımı atmak için hiç de uygun bir yere benzemiyordu. Oluklar(***) en az 30cm derinliğindeydi ve motor kendi canının istediği yere gidiyordu. Hakim olmaya çalıştım ve en nihayet kabaca belli bir istikamet tutturmaya başardım bu 15m enindeki parkurda ve aynı anda da yarış organizasyonunun pek münasip gördüğü ilk sıçrama rampasıyla karşılaştım. Şimdiye kadar çabucak öğrenebildiğim şey gazı açıp ağırlığımı arkaya varirsem motorun aşağı yukarı istediğim yere doğru gidiyor olmasıydı. Ancak bu sıçrama rampasında sökmedi. İnişte gazı kesince ön tekerlek dalacak bir yer buldu ve gidonun üstünden uçtum. Göya bütün yapmam gereken düşmemekten ibaretti... Neyse hemen motoru kaldırdım, bir sonraki rampada yine aynı şey..oradan bir sonraki rampaya. Nabzım, kalbim kulaklarımdan fışkıracak gibiydi. Son bir senedir her gün kardiyovasküler antreman yaptığıma şükrediyordum ve 10km lik parkurun henüz sadece ikinci km sindeydim... Sakinleşmeye acele etmemeye, motorla boğuşmamaya karar verdim, oluklara girmemek için virajları dıştan almaya başladım, bol bol fotografçılara poz verdim ve nihayet damalı bayrağı gördüm. Hayatımın en zor 10 dakikasını yaşamıştım, kan ter içinde ve zorlukla boğulacak gibi nefes alabiliyordum. 10km lik spesiyali zar zor bitirebilmiştim ne halt edip Dakar a katılıyordum ki? Arkasi var... -------------------------------------------------------------------------------- DD nin notları: Yazının orijinalinde harita ve fotograf bulunmuyor. Bunları ben ayrıca eklemenin iyi bir fikir olabileceğini düşündüm. Bunları yazı gövdesinin dışında bulacaksınız. Fotografta yukarda Fretigne sağda Ingles 1, Özel etapta. Oluklar ve kumla mücadele veriyor. Hem işin tadı hem de yarış terminolojisi gereği bazı tabir ve kelimeleri tercüme ettim, bazılarına da dokunamadım. Bilmeyenler için açıklamaları bu bölümde yapmaya devam edeceğim. (*)Liaison: Özel etaplar arasındaki normal trafiğe açık, yarışılmayan transfer yollarına bu isim veriliyor. "Liyazon" diye okunur. Liaison da işaret edilmiş bütün hız vb. Trafik kurallarına kurallarına uyulur. Yerel trafik görevlisi dışında yarış hakemleri de bunu kontrol eder ve aksine bir harekette ceza verebilir. (**) Özel Etap (Fr. SS; Stage Spéciale) : Esas zamana karşı yarışın yapıldığı etap. (***) Oluk (İng. Rut): Toprak yollarda sıkça görülen, diğer araçların önceden bıraktığı, tekerlekleriyle oyduğu uzunlamasına izler, çukurlar. Sürüş istikametinde oyuk. Zıvana. Episod 5: 01/01/05 Barselona- Granada ![]() Liaison 920km Bugün özel etap yok ama oldukça uzun bir yol beni bekliyor. Sırf bugün için oturdum asfalt lastiklerimi taktım. Yine sabah kapalı parktan başladık ama bu kez doğrudan podyuma çıkarıldık. Halka tek tek tanıtıldık... bu arada Patrick Zaniroliyle (*)tanıştım. Oradan şehrin ortasındaki kontrol noktası CP1 e yollandık, böylece meraklı halk bizi son kez izleyebilecekti. Kartımın damgalanmasını beklerken kalabalığın arasından birinin adımı seslendiğini duydum. Gerçi nasıl olduysa hepimiz iki günde meşhur olmuş, adımızın seslenilmesine alışmıştık ama bu ses tanıdık geldi ve ön ismimle sesleniyordu. İngiltereden arkadaşım John Baxter gelmiş. Bizimkiler ona benim geleceğimi ve bana gözkulak olmamı söylemişler... Kevin le buluştum ve yola vurduk kendimizi. 60km ilerdeki ilk benzincide eşim ve ailemle buluştum, yolun gerisinde bizi feribota kadar otomobille izleyeceklerdi... Ve 250 km sonra yoldaki CP2 ye geldik. Bir tente kurulmuş öğle yemeği servisi başlamıştı. Güzel bir yemekten sonra motorlarımızın etrafında neşe içinde kahvemizi içerken David Fratigne nin kar motosikleti kıyafeti içinde dolaştığı dikkatimi çekti... Böyle güzel güneşli bir günde giyecek başka şey bulamamışmıydı? Bahsettiğim gibi uzun süredir motora binmemiştim ve bir süre sonra kıçım ve sırtım fena halde ağrımaya başladı. Kendi kendime yeni oturma pozisyonları aramaya başladım ve sonunda bundan böyle favori oturuş tarzım olacak pozisyonu buldum. KTM660 ın olağandışı yüksekliği sayesinde ayaklarımı peglere basmaksızın yere dümdüz uzatıyordum, yinede ayağım asfalta sürtmüyordu. Bunun güzelliği sırtımın dümdüz kalması ve sol elimle de köprülere sıralanmış seyircileri rahatça selamlamak oldu. Havanın kararması uzun sürmedi ve sahile, Granadaya yaklaşmaya, dağlara tırmanmaya başladık, ve 1000m irtifa civarında hava sıcaklığı büyük bir hızla düştü. Durup ne kadar giyecek varsa giydik. Yola koyulduk yine ama resmen titriyor bir taraftan da sıcacık kar motosikleti kıyafeti içinde Fretigne nin ne kadar rahat sürdüğünü hayal edebiliyordum... Granada sokaklarında o kadar çok seyirci vardıki Barselona buna kıyasla terkedilmiş bir şehir sayılabilirdi. Aynı Tour de France (**) da gördüğünüz gibi, sadece bir motorun geçebileceği kadar boşluk vardı caddelerde. Zar zor 22:30 da servis parkına girebildim. İlk iş asfalt lastiklerini söküp orada bir deliğe atıp Michelin Desert ları takmak oldu. Daha sonra arabanın bagajından alacaklarımı alıp uçak kutumu (airbox) doldurdum. (bu kutu yol boyunca organizasyon tarafından taşınıyor, yarışçının bütün eşyasının yer aldığı kutu) Oradan doğru kapalı parka çektim. Sonra gidip bir otel ve bir benzinciden yiyecek sandviç bulduk. Saat 1:00 olmuştu bile ve 5:30 da kalkmam lazımdı... Arkası var.... ------------------------------------------------------------------- DD den: Altta Barselona da Dakar podyumu... ![]() (*) Patrick Zaniroli, Dakar yarış organizasyonu başkanı. (**) Ünlü bisiklet yarışı. Episod 6: 02/01/05 Granada- Rabat ![]() Liaison 6km Özel Etap 10km Liaison 557km Anlayamadığım bir sebepten bir türlü relaks olamıyordum, 2 saat kadar uyuyabildim. Sürekli binlerce detay düşünüyordum. Sürüklene sürüklene bir zombi gibi kahvaltıya indim. Yavaş yavaş nasıl bir işin içine kendimi soktuğumun bilincine varıyordum, daha Afrikaya ayak basmamış ama dağılmaya başlamıştım bile. Ama bu öğleden sonra feribotta sıkı bir uyku çekip kendime gelecektim nasıl olsa... Bugünkü spesiyal tam bana göreydi. Barselonadaki kumdan ne kadar nefret ettiysem burayı da o kadar sevdim. Benim bir dakika önümde başlayanları bile yakalayıp geçmeye başlamış, virajlarda iki tekerleği birden kaydırarak apekslere giriyor neşe içinde uçuyordum ki aklım başıma geldi... Düşersem kaybedeceğim şeyler burada dereceye girip kazanabileceklerimden çok daha fazlaydı... Kendime sürekli telkin ederek yavaşladım ve sakin bir tempoyla rahatça bitirdim. Tekrar motorun üstüne yarışmak güzel ve eğlenceliydi, üstelik 230 yarışçının içinde 60. olmuştum bu rahat tempoyla ve bu da hiç fena sayılmazdı... Yarıştan sonra parkta yine ailemle buluştum, yüksek çamurluklarımı ve ön çatal koruyucularını Afrika için alçak olanlarla değiştirdim. Yüksekleri orada bizi hayranlıkla izleyen bir çocuğa hatıra olarak hediye ettim, geriye yollamak zahmetine değmezdi zaten. Sonra ayrılık zamanı geldi ve annem haricinde hepimiz gözyaşlarımızı bir şekilde sıkı sıkı tuttuk, vedalaştık ve Afrikaya gidecek feribotun yolunu tuttum. Artık tek başımaydım... Yarış meraklılarıyla dolu 250 km yol, köprü, otoyol gişeleri ve binlerce fotografçıyı aşıp sonunda Dakar kervanıın toplandığı Algeciras limanına ulaştım. Sonra motorumu feribota parkedip yukarı güvertelerden birine çıkıp kuytu bir köşede yuvalandım. Evden getırdiğim ton balığını atıştırdım biraz ve uykuya çekildim. Mümkün olduğunca çok uyumam gerektiğini biliyordum, günler ilerledikçe uzayacak, daha çok yorulacak daha çok uyumam gerekecekti...Ancak bu konuda endişelendikçe uyumak daha da zorlaşıyor. Sonunda birazcık uyuklamışım... Tanca ya vardığımızda hava kararmıştı ve bu akşamki kampa ulaşmak için önümüzde daha 300km yol vardı. Kevin i buldum, sonra bize Rauseo kardeşlerde katılmaya karar verdi dördümüz birlikte yola koyulacaktık. Bu arada motoru parketmiş diğerlerini beklerken motorum büyük bir gürültüyle devrildi. KTM660 lar tank gibi ama birisi yan desteği dizayn ederken uyumuş olmalı, yan destekteki aluminyum bir parça eğilmiş ve kırılmış. Afrikanın içlerine doğru yola koyulmadan önce yan desteği nefretle fırlattım attım oradaki çalıların arasına... Uzun ve buz gibi soğuk bir yolculuktan sonra saat 23:30 gibi kampa ulaştık. Bu benim ilk kampım (Bivouac(*)) olacaktı, herşeyi keşfetmem lazımdı... Birşeyler yemem lazımdı, kutularımızı bulmam, KTM kamyonunu bulmam, yemek saatlerini öğrenmem, çadırımı kurmam .. stres gittikçe artıyordu. Kaçta yattığımı bilmiyorum, saati 5:30 a kurdum... Arkasi var... ------------------------------------------------------------------------ DD nin notları: ![]() Yukarda Meoni ve sağda Alfie Cox Avrupada son özel etaptalar... (*) Bivouac "biyoak okunur- kelimesini "kamp" diye tercüme ettim ama aslında Türkçe karşılığı "üs" yada "sahra karagahı" olabilir. Askeri bir tabir. Organizasyonda 2,300 görevlinin çalıştığını, helikopterleri, biri dev Hercules askeri kargo ucagı olmak uzere olmak üzere irili ufaklı 20den fazla ucağı, bunlar için gerekli pist vb. altyapıyı, sahra hastanesini, mutfağı, servis istasyonlarını, güvenlik, basın mensuplarını ve tabiiki yarış ekiplerini, sponsorlarını düşünecek olursanız bu kampa özel bir isim verilmesini daha iyi anlayacaksınız. Episod 7: 03/01/05 Rabat-Agadir ![]() ![]() Liaison 122km Özel Etap 123km Liaison 421km Saat 2:00 de yine uyanmıştım. Stresim öyle yükselmiştiki uyku tutmuyordu bir türlü, ve ne kadar az uyursam yeterince uyuyamadığım için daha çok endişeleniyor, endişelendikçe daha çok uykum kaçıyordu. Artık tam bir panik-atak eşiğine gelmiştim. Ne yapmıştım ben? Karımın ve kendimin bütün biriktirdiği parayı bu aptalca maceraya yatırmış, daha topu topu 20km spesiyal etap görmüş bisküvi gibi ufalanmaya başlamıştım... O anda mantıklı gelen iki seçenek vardı önümde, yarışı terketmek ve devam etmek. Her ikiside birbirinden korkunç görünüyordu. Terkedersem bir daha karımın ve arkadaşlarımın yüzüne nasıl bakacaktım? Haydi ondan vazgeçtim bu kararla ömrümün geri kalan kısmında kendimle nasıl hesaplaşacaktım? Devam etme fikri ise tam bir kabus gibiydi, düşünmesi bile beynime sancılar saplıyor beni hasta etmeye yetıyordu... Alarm benı 5:30 da uyandırdı...Meger hep istediğim şeyi yapıyor ve uyuyormuşum diye düşündüm apar topar giyinip eşyalarımı, çadırı, uyku tulumunu zifiri karanlıkta topladım, koşa koşa gidip kahvaltı niyetine birşeyler tıkındım, motora atladım ve CP ye kendi zamanımda zar zor yetiştim. Yola koyuldum... Nereye gittiğimiz hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Sadece önde giden motorları sis, toz ve zifiri karanlık içinde takip ediyordum. Çok yorgun olduğum için yükleyemediğim road book umu ilk benzin istasyonunda yükledim. Bu yol bizi Atlas dağlarının eteğinde biryerlere getirdi. Yola çıktığımızda sahilde oldukça yoğun bir sis vardı ve her nedense ta buraya, dağlara kadar yayılmıştı. Özel etabın başlayacağı noktaya kadar gayet yavaş ve dikkatli sürdük. 120km lik şehirlerarası yol 2 saatten fazla sürdü. Start noktasında zaman kartım "pas du Spécial" diye damgalandı... Özel etap iptal edilmişti. Sisin yoğunluğundan helikopterler kalkamamıştı ve bizim güvenliğimizi sağlayacak imkanlar yoktu. Özel etabın ilk 70km sini liaison olarak geçecek, sonra 100km lik yapılı bir köy yolundan ana yola bağlanacak ve 421km lik planlı liaisonu tamalayıp kampa ulaşacaktık. Bu halimle özel etaba girmeyecek olmam oldukça rahatlatıcıydı ama bu kez de bütün günün tamamı yolda, sele üstünde geçecekti. Fas Dakar yarışına oldukça askeri bir hava veriyor. Her kilometrede bir-iki asker nöbetteydi. Bu durum özellikle trafiğin olduğu şehir kasaba geçişlerinde bizi rahatlattı. Bir askerin kımızı ışık salladığını gördüğümüzde anlıyordukki trafik durdurulmuş ama bizimde biraz gaz kesmemiz lazım. Motosiklet sürerken uyumanın sağlığa aykırı olduğunu söyler doktorlar... Saat öğleni geçiyordu 100km/h hızla gidiyorduk ve ben göz kapalarımı büyük bir mücadeleyle açık tutuyordum. Bir yerde durup kahve içmem gerektiğini nihayet idrak edip geçmekte olduğumuz bir kasabada gördüğüm bir "café" tabelası önünde durdum. Geniş bir avlu içinde birkaç kişi Berberi kıyafetler içinde oturmuş naneli çay demleniyordu ve ben parlak portakal rengi Sinasalo pilot kıyafetimle bir anda ilgi odağı oluverdim. Bildiğim en iyi Fransızcayı kullanarak bir kahve sipariş ettim ve tam gevşeyip kahvemi yudumlarken yanımda beş kuruş yerel para olmadığı aklıma geldi. Euro ve US$ vardı biraz ama tek bir Dirhem bile yoktu. Kahveci Euro kabul etmedi, bir türlü de anlaşamadık bende 2 $ tutuşturup eline oradan kaçarcasına uzaklaştım. En azından Starbucks ta da kahve fiyatı buydu... Agadir kampına ulaştığımda güneş batmak üzereydi, işte bu bana "road book"umu yüklemek, taze bir set Michelin Desert lastik takmak, yağı ve hava filtresini değiştirmek, GPS e gerekli bilgiyi yüklemek, en nihayet karnımı doyurmak için yeterli süreyi verecekti. Ölü gibi uyuyacağımı tahmin ediyordum, saati 4:30 a kurdum. Sabah şafaktan önce 240km liaison beni bekliyordu... Arkasi var... ----------------------------------------------------------- DD nin notları: ![]() Yukarda Rabat bivouac ından bir görüntü ve sağda sabah sisi... Episod 8: 04/01/05 Agadir- Samara ![]() ![]() Liaison 240km Özel Etap 381km Liaison 33km Feribota binmeden doktor tavsiyesi ile Gravol tableti almıştım, dün gecede yatarkende bir tane aldım. Beni tam nakavt etmiş olmalı ki kendimi eni konu dinlenmiş hissediyordum bu sabah. Bu kamplarda gece uykusu son derece zor, kendi stresinize ek olarak gündüz gibi aydınlatılmış bir yer ve sabaha kadar dizel jeneratörlerin uğultusu, servis ekiplerinin bağıra çağıra hiç bitmeyen havalı tabancaların takırtısı ile çalışmaları, serviste çalıştırılan motosikletlerin, otomobil turbo motorların gürültüsü var. Kulak tıkaçları, uyku gözlüğü ve uyku tabletleri vazgeçilmez ekipmanınız olarak sürekli sizinle beraber olmak zorunda. Bugün ilk gerçek Afrika özel etabı koşulacak. 380km çok dar kayalık-taşlık yol, ara ara yüksek hız bekleyen kuru göl yatakları geçilecek. Fas etapları tradisyonel olarak ekipman üzerinde yıkıcı etkisi ile biliniyor. Küçücük bir hata sert kayalar üstünde motoru onarılmaz hale sokuyor ve yarış dışı kalıveriyorsunuz. Hedefimi belirledim, motosikleti ve lastikleri koruyacak, çiziksiz olarak etabı bitirecektim. Yine hızlı gidip kazanılacak şey motoru devirip kaybedilecek şeye değmeyek bir durumla karşı karşıyaydım. Etap hızlı başladı, kıvrımlı toprak yolda büyük bir neşe içinde gazladım ve tabii bu dar kayalık bölgeye kadar sürdü. Tabii bu neşem arkadan gelen geçtiğim sürücülerin sırayla beni geçmeye başlamasıyla da kaçtı biraz. Aslında sorun değildi benim için. Birinin yarışını değil kendi yarışımı, kendi tempomda sürdürmek istiyordum. Zaten birazdan kayalık zemınde devrılen motorların bazılarını gerıde bırakmaya başlamıştım bile. Bu kez ilk defa "road book"u büyük bir dikkatle, işaretlerin ilerde karşıma çıkanlarla ilişkisini çözmeye çalışarak kullanmaya başlamıştım. "Çukur"... iyide ne kadar büyük? Road book ta yanındaki ünlem işareti kadar büyük olduğunu üç ünlemli "Çukur !!!" bir çukur gördüğümde anladım. O "!!!" işaretini farketmeyen Repsol fabrika ekibi motoru hurdahaş olmuş, sürücüsü de yanında yatıyor, tıbbi yardım görüyordu. Gayet aşikar ki road book a bakmıyordu, birden uçtu. Çukurun duvarına büyük bir hızla çarpmış olmalıydı. Geçen günkü liaison da selede oturmaktan dolayı kıçımın ağrısı dayanılmaz hale gelmişti, şimdi ise şu kuru göl yatağına gelsem de seleye otursam diye dua ediyordum. Sırtım ve kollarım saatlerdir kayalıklarda ayakta gitmekten cayır cayır yanıyor, artık ağrılar yerini acıya terkediyordu. Neyse sürüş gittikçe kolaylaşmaya ve hızlanmaya başlamıştı ki sonunda gözalabildiğine uzanan bir kuru göl yatağına ulaştım. Her yönde göz alabildiğince uzanan bir düzlük, sanki okyanusun ortasındaymıssınız gibi... Ön camın arkasına saklanıp, GPS in ibresine konsantre olup gazı açtım. Ta ki final CP ye değin. Bu arada arkada bıraktığım diğer sürücüler beni çılgın süratlerle geçmeğe başladılar ama ben şu anda üstünde olduğum KTM660 ın ilk sahibi, Dakar ve başka çöl yarışları tecrübesi olan Guy Giroux un sözlerini hatırlıyordum.. "Bu motorla 120km/h i aşmazsan onu sonsuza kadar sürebilirsin". Katıldığı yarışlarda düzlüklerde onu deli gibi sollayanların ilerde parçalanmış motorlarının yanından geçmiş, pek çok yarış kazanmış, hatta Dakarda 16. gelmişti. Muhakkak bir bildiği olmalıydı. Saat 3:30 sularında etabı bitirdim. 380km yi 5.5 saatte geçmiş, bir kez dahi düşmemiştim ve aydınlıkta kampa ulaşacağım için mutluydum. Yemek yiyebilecek, motoru yarına hazırlayabilecektim. Günler uzuyor ve olay gittikçe zorlaşıyordu, buna karşın kendimi geçtiğimiz günlerden çok daha iyi hissetmeye başlıyordum. Geçtiğim zorlu gecelerden değerli bir ders almıştım. Kendimi çok kötü hissetsem bile toparlanıp üstesinden gelebiliyordum... Kendime güveniyordum artık. Aklıma arkadaşım Scot Harden in bir deyişi geldi..."ne kadar kötü durumda olursan ol, içinde bulunduğun durum aslında hiç de o kadar kötü değildir" ----------------------------------------------------------- DD nin notları: ![]() Yukarda 5. Özel etapta Despres ve sağda Fretigne... Episod 9: 05/01/05 Samara - Zourat ![]() ![]() Liaison 121km Özel Etap 492km Liaison 6km Yine erken bir startla gün başladı. Kamptan 120km ilerdeki starta yetişebilmek için 5:15 de kalktım. Bu aslında son erken start olacaktı, bundan sonraki startlar kampa yakın yer alıyordu. Zifiri karanlıkta havaalanından ayrılıp beni Fas-Moritanya sınırına götürecek liaisona girdim. Yol sınır boyunca gidiyor ve hemen hiç kullanılmamış bir yola dönüşüyordu. Gerçi askeri birlikler yolu meşalelerle işaretlemişti ama ben yine de kısa bir süre kaybolmaya muvaffak oldum... Tekrar yolu nasıl bulduğumu da bilmiyorum, ki burada kaybolmak mayınlı arazi dolayısıyla son derece tehlikeli. Arazi Polisario olayları sırasında sınır geçişlerini önlemek amacıyla mayınlanmış...Kimsenin biraz off-road yapayım deme lüksü yok buralarda. Özel etabın başlangıcında organizatörler bir yakıt istasyonu kurmuşlardı, burada depoları ağzına kadar dolduracak ve bu iş içinde "gas jockey" denilen yerli çocuklardan yardım alacaktık. Bu bekleme sırasında üşümemek için kayak eldivenleri ve bir rüzgarlık pantalon giyiyordum... Birden bunlara bir daha hiç ihtiyacım olmayacağı aklıma geldi ve benim "jokey" e hediye ettim. Çocuğun yüzü birden yılbaşı ağacı gibi renklendi, ışıldadı. Sanki ona yepyeni bir otomobil hediye etmişim gibiydi. Artık bundan böyle bir çift eldiven alınca dünyalar onun olmuş gibi sevinen bu insanların arasından vvrooom diye gazlayıp geçmek çok yanlış görünecekti bana. Etap dolu depoyla ilerlemesi hayli zor dar ve kayalık bir pistle başladı ve son derece hızlı kuru göl yataklarıyla devam etti. Bu yarıştan şunu anladım ki her ne zaman zevk almaya başlarsam hemen ardından olayı eziyete dönüştüren bir değişiklik beni bekliyor. Bu kez kum fırtınası... Saate 120 km ile esen ve ve görüşü neredeyse sıfıra düşürüren cinsten. Cadde yarışçıları gibi motora yapışıp sımsıkı sarılmaktan başka çaremiz yok. Saatler sonra boynum koparcasına ağrımaya, acıdan gözlerim yaşarmaya başlamıştı ki göl yatağı yerini inişli çıkışlı kumluk araziye bıraktı. Tepelerde rüzgar dayanılmaz bir güçle esiyor, bir dakika önümde giden sürücünün kumda bıraktığı izi bile yokediyordu. Şansıma ilerdeki CP ye sadece 30km vardı ve GPS in okunu güçlükle de olsa takip ediyordum ki arkama bir ara göz attığımda motosikletlerden oluşmuş bir trenin önündeki bir lokomotif gibi buldum kendimi... Yahu ben tamamen kaybolmuştum, bunlar beni niye takip ediyorlardı acaba? Tekrar yakıt aldıktan sonra rallinin ilk kum tepeleriyle karşılaşmaya hazırlandık. Öyle hissediyordum ki Dakar yarışının bu en heyecan verici görsel efekti herkesi biraz ürkütüyor heyecanlandırıyordu, tabii benimde kimseden farkım yoktu. Başlangıçta kum sıkı ve yumuşaktı, bunca sert zeminde hırpalandıktan sonra birden çok iyi geldi doğrusu, ama daha önce dediğim gibi, eğer birşeyler size zevkli gelmeye başladıysa çok yakında burnunuzdan fitil fitil gelecek demektir... Ufukta ilk dev kum tepeleri görünmeye başlamıştı bile. Diğer sürücülerin kumda bıraktığı izleri takip edebiliyor, bunların içinden felakete yol açanları ayırd edebiliyordum. O kadar da kötü değilmiş diye düşünmeye başladım. Sanırım kumun kara benzer yapısını keşfeden bu kıçı buzlarda donmuş Kanadalının bir avantajı vardı burada. İşin sırrı nerenin yumuşak, nerenin sert olduğunu doğru tahmin etmek, aşağıdan zirveye ulaşmaya yetecek yeterli momentle kaptırıp, yavaşaça ama durmadan zirvede iniş yolunun keşfini yapmak, ve öbür taraftan güvenle aşağıya inebilmekti. Zirveye ulaşacak hızı yakalayamazda 50-60 cm geride kalırsanız yapılacak tek şey hiç durmadan tekrar başladığınız yere dönüp tekrar tekrar denemek. Eğer biraz hızlı çıkarda zirveye gereksiz bir hızla ulaşırsanız fren yapmak, motoru saplamak ve gidonun üstünden uçmak gerekiyor. Bu dersleri en zor tarafından öğrendim bugün... Son kum tepesi geçişi 421.km de CP3 den evveldi. Bugün bir hata yapmış son istasyonda depoyu tam dolduramamıştım. Her ne kadar az yakarak ilerlediysemde kum tepelerinde boğuşmak hesapladığımdan çok fazla sarfiyata neden olmuştu. Ayrıca yaptığım bir başka hata ise CP1 den önce bir başka sürücünün peşine takılmış olmamdı. Sonunda ikimizinde tamamen kaybolmuş olduğu ortaya çıktıydı... tekrar yolu bulana kadar gereksiz vakit ve tabii yakıt harcamıştım. Ve karşımda bir kum dağı, ardında kamp, depomda çok az benzin vardı. GPS i takip ederek kum tepesini geçmeye kalkışmanın intihar olacağını hesaplayarak etrafından dolaşmaya karar verdim ve öyle de yaptım. Son derece stres içinde geçen bir saat sonra benzin buharıyla kampa ulaşmıştım. Kutumun yanına parkettiğimde hala hava aydınlıktı ve 622km yi 10 saatte bitirmiştim bugün. Bir süre Kevin i aradım. O benden hızlıydı, o nedenle etaplarda karşılaşamıyor ama kampta buluşup motorların servisini beraber yapıyor, yardımlaşıyor, konuşuyorduk. Kum tepelerinde boğuşmaya çok vakit ayırdığını düşünüp beklemekten vazgeçtim ve kendi işime baktım. O günden sonra Kevin i bir daha hiç görmeyecektim yarışta. Yarın ilk maraton etabı başlıyordu ve bu yarın akşam kampta hiçbir servis aracının bulunmayacağı, servis yapılamayacağı anlamına geliyordu. Benim zaten servis aracım olmadığı için fazla dert değildi bana ama motoru iki günlük bir sürüşe hazırlamam gerekiyordu bu gece. Yarınki etabın delikleri daralan bir süzgeç gibi tasarlandığını biliyordum, en korktuğum gün geliyordu... Lastikleri kendim takmak yerine Euromasterin servis kamyonuna bıraktım taksınlar diye ve bu birbuçuk saat içinde uydu telefonundan karımı aramayı, ve yemek yemeyi kararlaştırdım. Sharon un sesini duymanın bendeki etkisi müthiş oldu, birden ruhum dirildi sanki. Yarışı internetten saat saat izliyor ve ne olup bittiğini benden çok daha iyi biliyordu. Artık hava kararmıştı ve yemek yeme kararıyla yemek çadırını aramaya başladım. Bu kamp hep bana kaotik geliyor, arada bir kayboluyordum ama yemin ederimki yemekhane az önce buradaydı ! Kampı iki kez daha dolaştıktan sonra öğrendimki ben telefondayken yangın çıkmış ve yemekhane 20 dakika içinde tamamen yanıp yokolmuş ! ------------------------------------------------------------------------ DD nin notları: ![]() Yukarda Alfie Cox veMeoni ve sağdaki resimde Brucy etapta ![]() Yukarda Meoni ve yanda Coma ile Despres i kampta görüyorsunuz. Haritalardaki DSS, ASS kısaltmaları Departure -Çıkış- ve Arrival -Varış- kelimelerinin baş harfleri ile SS -Stage Spécial- kelimelerinden oluşuyor. Özel etap başı ve sonu... Episod 10: 06/01/05 Zouerat- Tichit ![]() ![]() Liaison 9km Spesiyal 660km Ananevi olarak Dakar organizasyonu her yıl "erkeklerle oğlan çocuklarını birbirinden ayıran" en az bir "zor gün" planlıyor. Geçtiğimiz Kasım ayında yayınlanan rotayı elime aldığım anda bugünkü etabın bu etap olduğunu anlamıştım. O gün bu gündü... Bu gece bir erkek mi yoksa bir oğlan çocuğu mu olduğumu anlayacaktım... Etabın ilk 70 km si dünkü yarışın son etabıydı ve bu kez tersinden gidilecekti. Dün arkamızdan gelen kamyonlar derin oluklar açmış sürüşü eni konu tehlikeli hale getirmişti bizler için. Dünkü etapta terkedilen sepetli Aprilianın yanından geçtim, küçük bir kum tepesine dönüşmüş kaybolmak üzereydi. Kum tepelerinin eşiğine geldiğimde dünkü taktiği uygulamaya karar verdim. GPS i takip etmeyip pusulayı kullanacak, kum tepelerini aşmak yerine daha uzun yoldan etraflarından dolaşacaktım. Diğerleri büyük bir iştahla kum tepelerine doğru yollarına devam ettiler. Ben de durup road book umu terseten okuyup dünkü rotayı tersten takip etmek için keskin bir sağ dönüşle onlardan uzaklaşmaya başladım. Birkaç dakika içinde kum tepeleri ufukta görünmez olmuştu bile. Sağlam zeminde güvenle sürerek ve bir yandan da pusulayı takip ederek yolu kolayca buldum. Kum tepelerinin arkasın geçmiş ve herkesin aradığı işaret noktasına ulaşmıştım...Yolun bundan sonrası kayalık bir pist şeklinde devam ediyordu dah sonra keskin bir sağ dönüşle 500km lik "Hors Piste" tamamen off-road bölgeye girdik. Önce kısa bir deve çayırı (*) ve daha sonra birkaç küçük kum tepesini aştım ve kendimi sımsıkı sert bir bir kum çölünde buldum. Sağda solda biraz ot kümesi vardı ama onun dışında dümdüz ve çok hızlıydı arazi. İlerde başka yarışçılar görüp onları yakalamaya ve geçmeye başladım ta ki herkesin arkamda tren gibi sıralandığını anlayana kadar. Aman allahım, bütün ağır işi ben yapıyordum! Yeni bir ders daha almıştım. Önünde bir nerey gidileceğini, daha da önemlisi nereye gidilmeyeceğini bilen bir tavşan (**) varsa hızlı gitmekten daha kolay birşey yok. Allahtan bunu anlamam uzun sürmedi, hemen gazı kestim, sanki motorda bir arıza varmış filan gibi davranıp "Tour du France" stili arkalara yerleştim. Günün ortasında bir zamanda, 250km işaretinde "passé de Gallaouiya" ya ulaştık. Burası dar bir pasajdı ve buradan geçip platoya çıkacak, ilk CP ye ulaşıp yakıt ikmali yapacaktık. Pasajı geçmek zemin yapısı dolayısı ile oldukça tehlikeliydi. Gayet yumuşak kum üzerinde mümkün olabilecek her boyutta kaya parçaları. Küçük bir hata ve yarışın sonu türünden bir bölge. Pasajı geçtim geçmesine ama CP ye birkaç km kala motorum fena halde hırpalandı. Ön tekerleğin altından bir taş dönüverdi ve motoru yumuşak kum ve taş karışımı araziye yanlamasına sapladı. Yan grenaj berbat oldu, ön ve arka yakıt tankları tamamen ezik büzük bir hal aldı... Sanırım motorun ikinci el satış bedeli fena halde düşmüş olmalı... Etabın sonlarına doğru yarış gittikçe daha da güçleşmeye başladı. Deve çayırları ve kum tepeleri ardarda birbirini izliyor, kum tepelerindeki kum yumuşadıkça yumuşuyor, deve çayırındaki ot tümsekleri sıklaştıkça sıklaşıyordu. Öyle bir hal aldı ki deve çayırındayken bir an evvel kum tepelerine ulaşmak, kum tepelerinde boğuşurken bir an evvel deve çayırlarına ulaşmak için dua ediyor, yalvarıyordum. Zorlukla 2. CP ye ulaştık. Kum o kadar yumuşaktı ki kartlarımızı damgalatmak için durduğumuzda motorlar tekerlek aksına kadar gömülüyordu. Önümüzde daha 263km bu kumdan vardı ve anlayamadığım bir sebepten yakıt sorumlusu herkese belli miktar yakıt veriyor, depoları tam doldurmamıza izin vermiyordu. Bir önceki istasyonda ağzına kadar doldurduğumdan ve hala biraz yakıtım kalmış olduğundan benim için bu büyük bir sorun değildi ama diğer yarışçılar için probleme dönüştü. Sonradan duyduğuma göre bu istasyonda yumruk yumruğa kavgalar olmuş ardımdan. Önümde sadece yarım saat daha gün ışığı vardı ve fena halde yorulmuştum. Motoru çok daha sık düşürmeye başlamıştım ve artık motoru kaldıramaz hale geliyor, zorlanırken gözümün önünde yıldızlar uçuşuyordu. Ve hava karadı. Önümde 200km daha yol vardı ve artık bu etabı bitiremeyeceğim gerçeğini kavradım. Dakar organizasyonu benden kurtulmak istiyordu ve bu planlarını başarmışlardı... Sonunda motoru yerde yatar durumda öylece bıraktım, orcıktaki bir ot kümesinin üstüne oturdum ve gözyaşlarımı tutamadım artık. Ağlıyordum... Uydu telefonu ile karımı aramaya karar verdim. Sharon yarışı internetten izliyordu ve şu anda 9 yarışmacının bitirdiğini, bu etabın iptal edilmesi konusunda tartışmalar olduğunu, devam etmem gerktiğini söylüyordu. Evet herşey iyiydi hoştu da benim kolumu kaldıracak halim yokken birazdan çökecek karanlıkta, bu deve çayırında 200km daha nasıl motor sürecektim... Sharon bana bugün Okyanusun ortasında bir ağaca sımsıkı sarılmış bir Tsunami kurbanının bir hafta sonra bulunduğunu, onun bunu yapabildiğine göre benim de bu işi becerebileceğimi söyledi. Haklıydı...birden şımarıklık ettiğimi, kendi problemlerimin Doğu Asyadaki felaket kurnbanlarıyla kıyaslandığında ne kadar önemsiz olduğunu farkettim. O sırada bir 660 sesi duydum, kum tepesini aştı ve benim istikametimde geldi geldi bir kaç metre ilerde benim motorumun yanında düştü. Sahron a elveda edip yanına gittim, birlikte motoru kaldırdırdık. Estonyalı bir sürücüydü... Bana baktı ve bitmiş bir halde İngilizce "çok yorgunum" dedi. En az benim kadar berbat görünüyordu. "Misery loves company" [sefalet birliktelik getirir] biraz daha dinlenip birbirimize yardım ederek yola devam etmeye karar verdik, benim motoru da beraberce kaldırıp ilerdeki kum tepelerine doğru yola koyulduk. Daha hava tam kararmamıştı bile ve HID farlarımızın aydınlatması tam evdeki pazarın çarşıya uymaması gibi hiç bir işe yaramıyordu. Ne kum tepelerinin siluetini ne de iyi sürüş hattının ne olabileceğini görebiliyorduk. Bu arada kurtarıcımız bize yetişmeye başlayan otomobiller oldu. Durup nerey gittiklerine bakıyor, en azından 20-25m lik kum tepeleriyle boğuşmak zorunda kalmıyorduk. Bu arada aslında kendimi pek de fena hissetmemeye başladım. Telefonla konuştum arada bilinçsizce birşeyler yemiştim. Onun etkisi olmalıydı, o zaman idrak ettimki o sırada yorgunluk, üzüntü ve kafamın karışması sonucu şeker kaybından bayılmak üzereymişim... Şimdi sanki etabı bitrecekmiş gibi hissetmeye başlamıştım. Ama Dakar da iyi şeyler uzun sürmüyor. Karanlıkta katettiğimiz son 10km bir saatten fazla sürmüş ve sonunda da Estonyalı dostumu kaybetmiştim. Bir süre onu aradım, bulamadım. Sonra başka sürücülerle karşılaştım, onlara yardım ettim, onlar bana yardım ettiler...herkes birden herkese her alanda yardım ediyor olay tam bir hayatta kalma savaşına dönüşüyordu. Bir süre her tarafımda "Bob" yazmasına rağmen bana sürekli "Bobbie" diye seslenen Fransız Etienne le sürdüm. Aküsü ölmüştü. Motoru ne zaman bayılsa stop ediyor bir daha başka bir motordan kabloyla takviye almadan çalışmıyordu. Sonra onu da kaybettim, yada o beni... Ardından BMW650 li bir İngiliz le buluştum Simon Pavey, onunla ne kadar beraber sürdüğümüzü bilmiyorum çünkü onu da kaybettim ve hemen ardından da bir tuzağa düştüm. Bir kum tepesinin etrafından dolaşıp kolay bir yol bulmaya çalışıyordum, birden kendimi iki kum tepesinin oluşturduğu krater benzeri 15m derinliğinde bir çukurun içine yuvarlanırken buldum. Motoru doğrulttum, marşa bastım ve motor çalışmadı.... Dedim tamam. Buradan kendi başıma çıkmam mümkün değil... bu iş bitti. El fenerini çıkartıp çevreyi keşfetmeye başladım. Bir defa sevindirici haber, çukurun dibinde değil yan duvarındaydım. Motoru çalıştırabilirsem aşağıya doğru kaptırıp karşı duvardan tırmanrak kaçmayı deneyebilirdim. Motorun neden çalışmadığını anlamak uzun ama tamiri kısa sürdü. Marş düğmesinin içine kum kaçmiş sadece... Güçlükle motou kaldırıp burnunu aşağıya verdim ve egzozlar kumun içinde, motor viteste çalıştırdım. Arkamda görülesi bir kum sütunu fışkırtıp çukurun dibine doğru gazladım ve öbür taraftaki duvara saldırıp sanki sifonu çekilmiş tuvaletten su akıp geçer gibi bir hisle özgürlüğüme kavuştum. Birkaç kum tepesi daha aştıktan sonra yüksek bir tanesinin tepesinde durup etrafı kolaçan etmeye karar verdim. Tam aşağıda Schlesser in buggy lerinden biri tamamiyle kuma gömülmüş pilotlar ellerinde küreklerle çıkartmaya çalışıyordu. Fakat daha ilerde, ufuğa doğru gaip bir metalik ışıklar pırıltılar gördüm. Ne olduğunu anlamaya karar verdim ve az önce buggy nin içinde olduğu çukuru geçip tuhaf ışıkların ne olduğunu anlamak üzere o tarafa doğru yöneldim. Garip ışıklı parıltıların metalik acil durum battaniyeleri olduğu ortaya çıktı. 15 civarında motor bir halka şeklinde aynı kızılderililerle savaşan kovboy arabaları gibi parketmişlerdi Estonian, Etienne, Simon Pavey herkes ordaydı. Etabın zorluğu üzerine içimizdeki Dakar yarışı ustalarından birisi organizatörlerle temasa geçmiş, bu gece burada prak edip sabah devam etmek üzere karar alınmış. Etienne sağolsun bana yanında yer ayırdı ve içine kıvrılabileceğim bir çukur açtı... hemen oracığa kaskım botlarımla olduğum gibi kıvrılıverdim. ----------------------------------------------------------------------------------- DD den notlar: (*) Deve çayırı: Bu tabir literatürde "Camel grass" diye geçer. Türkçesini ben uydurdum. Bu arazi aslında dümdüz bir çöl, ancak rastgele aralıklarla tutam tutam otlar ve bu otların dibine toplanmış kumlardan oluşan, bazen yüksekliği 70-80cm yi bulan küçük kum tepecikleri ve bunların arasından gidebileceginiz örümcek ağı gibi karmaşık bir yol şebekesinden oluşuyor. Çöl yarışçıları için bir nevi kabus. (**)Tavşan: (Ing. Rabbit) Önde hızlı giden biri. Arkasına takılıp hem onun hızında gitmek ve hemde onun navigasyonundan yaralanmak kurnazca ve bildik bir yarış taktiğidir. Bir taraftan yön ve yol bulmakla uğraştığı için tam kapasitede gidemiyor olduğundan, şartlar lehinize döndüğünde bir ara fırsat bulup geçebilirsiniz. ![]() Üstte Tichit ten bir manzara, sağda Brucy bu etapta gazlıyor... |